Proje Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Proje Yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 25, 2016

Zaman Yönetimi

Merhaba,
Okumak için yeterince zamanın var mı? Yoksa da oldurmaya çalışmak gerek! Haydi başlayalım...
Not: Yazıda bolca benzetme ve alan değiştirme vardır.

ZAMAN: HAYATİ BİR KAYNAK
Yeterince zamanınız var mı ? Cevabınız kesin bir hayır ise, yöneticilerin büyük bir çoğunluğu ile aynı sınıftasınız demektir. Bu gerçekten ürkütücü, çok nazik bir durumdur. Birden zamanın yeterli olmadığını farkedersiniz. Aslında, hepimizin sahip olduğu zaman aynıdır. Ama bu, pek az insan için yeterlidir. Öyleyse zaman sorunun kendisi değildir. Sorun bizde! Yani sorun ne kadar vaktimiz olduğunda değil, sahip olduğumuz süre içinde neler yaptığımızda.

Eşsiz bir kaynak olan zamanı nasıl harcayacağımıza karar verebiliriz. Tıpkı öteki kaynaklar gibi zaman da çok etkili biçimde değerlendirilebilir veya boşa harcanabilir. Yazar ve danışman danışman Drucker şu gözlemde bulunuyor: “Zamanen az bulunan kaynaktır. Eğer doğru yönetilmiyorsa, hiçbir şey yönetilmiş sayılmaz.” Zamanın yönetimi konusu neden ihmal ediliyor? Çünkü bütün kaynaklar arasında görünüşe göre en az anlaşılan ve en kötü yönetileni zamandır. Paha biçilmez bir değerin kullanımını şansa bırakıyor, kontrol edip planlamıyoruz.

Aslında insan zamanı yönetmez, yönetemez! Çünkü akreple yelkovanın hareketi bizim yönetimimizin dışındadır. Bunlar durmaksızın hareket ederler ve biz ne yaparsak yapalım, zaman önceden kararlaştırılmış bir hızla akıp gider. Mesele saati yönetmek değil, kendimizi zaman içinde yönetebilmektir. Aşağıdaki listede çeşitli zaman tuzakları verilmiştir. Bunlardaki tuzaklardan sizin düştükleriniz mutlaka vardır. Dikkatlice inceleyiniz!.

Pek çok zaman tuzağının kendinizden kaynaklandığını belki de fark ettiniz. Zaman kaybına neden olan belli başlı öğeleri belirtmeleri istendiğinde çoğu yönetici önce, toplantı, ziyaretçi erteleme gibi dış kaynak ve nedenleri sayar. Oysa zaman yönetiminin sorunları içimizdeki düşman! Önceliklerin eksikliği yetki devrinin olmayışı, sürüncemede bırakma, plansızlık vb.

Şimdi kendinize bazı sorular sorun. Zaman tuzaklarından hangilerine siz neden oluyorsunuz? Hangilerini başkaları, dış kaynaklar dış kaynaklar oluşturuyor? Bu dış kaynaklardan hangileri kontrol altına alınabilir, hangilerini ortadan kaldırabilirsiniz? Bu soruları iyice düşünüp yanıtladıktan sonra, zaman kaybı sorununun hem ana nedeninin hemde çözümünün kendiniz olduğunu kabul ediyor musunuz? Öyleyse hiç kuşkusuz daha önce sözünü ettiğimiz sonuca geldiniz.

Yöneticinin Uzun Günü: Araştırmalar kişinin yönetim merdivenlerinde yükseldikçe, saat ve gün olarak daha çok çalıştığını ortaya koymaktadır. Clarence Randall, kendini işe kurban etmeye hazır, tek adam olduğuna inanan yöneticiyi tanıma yollarını şöyle tanımlıyor: Böyle biri, kendini ıstırap ve acıya adamış, sorumluluklarını bilen, feragat etmesi gerektiğine inanan bir kişiliğe sahiptir. Onu üstü kalabalık masasından tanıyabilirsiniz.

Başarısız yöneticilerin bir özelliği de, bunların aile hayatlarından özveride bulunmalarıdır. Genelde ailenin ihmali ve evlilik pahasına işleri yürütmeye çalışmak, iş veriminin düşmesine yol açar.

Zaman yönetiminin efsanevi düsturlarından birisi, insanın ne kadar çok çalışırsa o kadar çok iş başarabileceği şeklindedir.”Çok değil akıllıca çalış!” özdeyişi bu gerçeği yansıtmaktadır. Alında, pek az şey başaran bir yönetici, beceriksizliğini çok çalışıyormuş gibi görünerek dengeleyebilir. Etkili bir planlamayla çalışılan her saat, uygulamadaki kişiye üç yada dört saat kazandırıyor ve daha iyi sonuçlar sağlıyorsa, yöneticiler, iyice düşünüp taşınılmadan hiçbir işe başlanmasına izin vermemelidir. Planlama zaman almasına rağmen, sonunda vakit kazandırır ve daha iyi sonuç getirir. Kendine güveni olmayan kişilerin, amaçlarına pek uygun olmayan faaliyetlerde çalıştıkları sık görülür.

Demek ki işi başından aşkın yöneticiler boş zamanlarında ne yapacaklarını bilememekte. Bir psikolog işin insanın yaşamak için yaptığı değil fakat yapmak için yaşadığı bir şey olduğunu söylüyor.

KENDİNİZİ NASIL YÖNETİRSİNİZ?
Kendisine zaman yönetimi hakkında felsefesini özetlemesini istenen bir zat,: “zaman sana ait bir şeydir,”cevabını verdi.”Onun sana hükmetmesini izin vermemeli sen ona hükmetmelisin kendine hükmedemezsen zamana da hükmedemezsin.””insanoğlu doğayı kontrol edecek kadar akıllı ama kendini kontrol edemiyor. Gerçekçi bir öz değerlendirme kolay değildir. Kişi kendini içinde bulunduğu durumda ne kadar güvensiz hissederse bu analizden o kadar kaçınır.

Zaman Çizelgesi: Zamanı bir programa bağlamaya çalışan yöneticiler bu programı uygulayamadıklarını görmüşler.”Zamanın programlanması zorunludur. Çünkü başkalarının deneyimlerine bakarak bazı alışkanlıklarımızı değiştirmek son derece güçtür.

Sürüncemede Bırakmak: Alışkanlıklardan vaz geçebilmek için öz disiplin ve kararlılık gereklidir. Bir yönetici:sürüncemede bırakma huyunun kendisini neredeyse tuzağa düşürüp boğmak üzere olduğunu anlayıp savaşı şu basit kurallarla kazanmış:

1.Sürüncemede bırakma huyunun sizi felce uğrattığı alanı bulun ve onu fethedin.
2. İşleri önem sırasına göre düzenleyin ve sorunları sırayla halledin.
3.Kendinize zaman sınırları koyun.
4.Zor sorunlardan kaçmayın
5.Mükemmellik arayışınızın sizi felce uğratmasına izin vermeyin. Emin olana kadar her şeyi ertelerseniz hiçbir şeyi başaramazsınız.

NEDEN PLANLAMA
Meşgul olmaktan daha kolay hiç bir şey yoktur, ama hiç bir şey verimli olmaktan daha güç değildir. Yöneticinin en zor görevi düşünmektir ve onlar bu görevi genellikle ihmal ederler. Bernard Baruch şöyle der “Bildiğim bütün yenilgiler, işlediğim bütün hatalar, özel yaşantılarda ve iş hayatında gördüğüm bütün budalalıklar, düşünmeden yapılan işler sonucudur”

Yönetim planlamayla başlar. Planlama; nereye gitmek istediğini ve oraya nasıl gideceğini mantıklı bir biçimde önceden kararlaştırmaktır.

İnsanın doğası planlı davranma kavramıyla bağdaşmaz, çelişir.
Önündeki işin çekiciliğine kapılan yöneticiler olduğu kadar ayakta kalmanın ancak etkili bir planlama ile mümkün olduğunu bilen ve sonuna kadar mücadele eden yöneticilerde vardır.

Zamanları olmadığı gerekçesiyle planlamaya karşı çıkan yöneticiler uzun vadede kazanacakları zamanı ve elde edecekleri yüksek verimi görememektedirler. Greenwalt şöyle der: Planlamada kullanılan her dakika uygulamada üç yada dört dakika kazandırmaktadır.

Aceleciliğin zararları şöyle tanımlanmış; Endişe aslında korkunun bir çeşitidir, yetersizliği farketmektir, buda güvenilir hedefleri ve iyi planları cesaretle düşünecek zaman bulamamaktan ileri gelir. Öte yandan acelecilik yöneticiye konulan zaman sınırlamasının kötüye kullanıldığının bir kanıtıdır.
Bir işi doğru yapmak için zamanınız yoksa düzeltmek için nasıl zaman bulacaksınız? Bir işi doğru yapmakla doğru işi yapmak arasındaki seçim verimli bir yönetici için güç değildir.

KENDİNİ DÜZENLEMEK
Günlük işleri düzenleyebilmeme yeteneğini kazanmanın yanında, yönetim hakkında öğrenmeniz gereken şeyler çocuk oyuncağı gibi kalır.

Yöneticinin verimini artırabilmek için, sesleri denetim altına almak gerekir. Büyük şirketlerde, bundan daha on yıl önce, araştırma ve geliştirme bölümlerini sessiz banliyölere taşımaya başladılar. Özellikle araştırma ile ilgili işlerde sessiz çevrenin önemi büyüktür. Rahatsız koltuklar, loş ışıklar, fiziksel yorgunluğa sebep oldukları için, iş verimini düşürebilir. Çalıma odasının aydınlatılmasında ışık eşit olarak dağıtılmalı, gölge yada yansıma oluşturulmadan masayı tamamen aydınlatmalıdır. Arkalığı olan rahat koltuklar, yöneticinin verimini artırması için yapılabilecek en iyi yatırımlardan biridir.

Dosyalama Sistemi: Kötü bir dosyalama sistemi, çalışanlar için sürekli, sinir bozan birşeydir. bilgi ararken zaman kaybına neden olur. Dosyalama elemanlarının işte bulunmaması durumunda, ortak bir sisteme duyulan ihtiyaç kendisini daha fazla hissettirir.

Uçak ve tren yolculukları, bir yöneticiye rahatsız edilmediği boş bir sure sağlanmalıdır. Küçükyalı ‘da çalıştığım yıllarda, bir trende ne kadar ne türde iş yapabileceğini bulmaya çalıştım Genellikle herkesin sadece bir şeyler okuduğunu, ya da uyuduğunu keşfettim.

Notlarla eli kolu bağlı bir işletmenin atardamarlarını tıkayan gereksiz kağıt akımıdır. Frank Nunlıst, bunu “kağıt ablukası”olarak tanımlıyor

Not denetimi de, form denetimi gibi envanteri gerektirir. Gecen ayın giren ve çıkan notlarını inceleyin. Kaçı gereksizdi?Kaçı daha kısa olabilirdi?Bu size, notlarla harcadığınız zamanı gösterecektir. Birçok yönetici, iş hakkında bir not yazmaktansa, o işi yaparak daha iyi çalıştığını keşfetmiştir.

Genellikle, hızlı okuma, kötü alışkanlıklarını yokederek, yerine iyi alışkanlıklar da kazandırmaktadır. Daha hızlı okuma için şu temel kuralları siz de uygulayabilirsiniz.

1.Her satır okurken başınızı soldan sağa çevirmeyin
2.Sözcüklerı okurken ağzınızı oynatmayın, ya da yüksek sesle söylemeyin.
3.Tekrar tekrar okumayın.
4.Okuma açınızı genişletin. her yeni satıra geçişte, tek tek sözcüklerle değil sözcük gruplarına bakın.
5.Kenardaki boşluklarla gözünüzü oyalamamak için, okumaya her satırın ikinci ya da üçüncü sözcüğüyle başlayın.

Anlayıp anlayamadığınızı ölçmek için kendinize, az önce okuduğunuz bir konu üzerinde birisine sorular sordurun. Bunu yapmanın daha iyi bir yolu da özellikle bu beceri üstüne hazırlanmış kitaplardan birini okumaktır. Bu kitaplarda, konuya ait testlerde vardır.

Seçici Okuma: Seçici okumanın üç genel kuralını şu şekilde açıklayabiliriz:
1. Kitabı okumadan önce içindekiler bölümüne bir göz atın.
2. Sonra onu baştan aşağıya çabucak bir gözden geçirin(örneğin 1 saat kadar) böylelikle yazarı ve üslubunu tanımış olursunuz.
3. İlgilendiğiniz konuları içerdiğini düşündüğünüz bölümleri dikkatle okutun.

KESİNTİLERİN ORTADAN KALDIRILMASI
Bir davranışın belirli bir kuralın çiğnenmesi olduğunu kabul etmek sorunu çözmez. Bu kuralın neden çiğnendiğini bulmakta gerekir. Aşırı çalışan gereğinden fazla ayrıntıyı sırtında taşıyan bir yöneticiye bütün bunları kendi hatası yüzünden olduğunu söylemek yetmez. İçinde bulunduğu güç durumu oluşturan marazi işlemi anlamaz ve bu, işlemin ilk belirtilerini fark etmeyi öğrenmezse kendini tekrar buna benzer güç durumlar içinde bulması kaçınılmaz olur.

Ziyaretçiler: Bir ziyaretçinin önemli bir iş için gelip gelmediğini bilmemek kapının pek çok açılıp kapanmasına yol açmaktadır.

Sekreterinize/ yardımcınıza/ arkadaşlarınıza randevuları düzenleme sorumluluğu verin. Belirli kabul saatleri koyun ziyaretçilerle önce sekreteriniz konuşsun. Astın odasına siz gidin. Ziyaretçilerle odanızın dışında buluşun. Ayağa kalkarak konuşun. Sekreterinizin ziyaretleri denetlemesini sağlayın. Ziyareti zamanla sınırlayın. Belirli aralıklarla düzenli olarak buluşun.

Telefon: Ne gariptir ki zaman kazandıran en etkili aletlerden biri olan telefon aynı zamanda en büyük zaman tuzaklarından birisidir. Bu kadar yararlı bir araç neden kötüye kullanılmaktadır?Neden pek çok yönetici telefona hükmedeceğine onun kölesi haline gelir?

Hiç kimse bir doktor yada operatörden muayene yada ameliyat sırasında telefonlara cevap vermesini beklemez. Hiçbir jüri üyesi mahkemede iken telefonlara cevap vermez, hiçbir profesörden ders sırasında telefona cevap vermesi istenmez. Öyleyse yöneticilerden neden hep telefonun başında ve arayanın emrine amade olması bekleniyor.

Toplantılar: Neden grup toplantıları sorunları çözmede etkili olamaz bunun hem pratik hem de psikolojik pek çok nedeni vardır. Grup büyüdükçe bireyler arası iletişimi sağlamanın güçleşmesi bu nedenlerin başında gelir. Grup büyüdükçe toplantıya katılanların fikirlerinden yararlanma şansı azalır. Yönetici toplantıyı bitirememe durumunda kalır ve sorunlar çözülemez .

Aslında alışılmış toplantılardan önce genellikle ayak üstü konuşmalar yapılır, böylece konuşulacak olan meseleler hatırlanmış düşünceler tazelenmiş olur. Sorunu önceden tartışmak herkese konu üzerinde düşünme olanağı verir. Böylece toplantıya getirilmiş yeni fikirlere ve ciddi kararlara hazır olarak gelinir.

Bir toplantı sırasında zaman kaybetmek toplantıya zamanında girmemekle başlar. Bu sık sık şikayet edilen ama düzeltilemeyen bir hata olup bu konuda bir şeyler yapılması hiçte zor değildir.

Toplantının başında olan yönetici disiplinsiz kişilerin gruba yön vermesine izin verirse toplantılar asla zamanında başlamaz. Elbette vaktinde başlanılan bir toplantıya geç kalanlarda olacaktır. Toplantıyı zamanında bitirmek de önemlidir. Katılanlar başkanın toplantıyı zamanında bitirmekteki kararlılığını görür görmez kendilerini toparlayacak ve konuyu saptanan zamanda görüşeceklerdir.

Toplantıdan sonra en fazla zaman kaybettiren şeylerden biri alınan kararların tek tek yazılmamış olmasıdır. Başka bir zaman tuzağı da köyü yazılmış notlardır.

KARAR VERMEK
En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır!” diyor Charles Flory. Endişe o kadar yıkıcı bir şeydir ki, kişiyi daha günlük işlerine başlamadan yorar. Asıl kabul edilmesi zor olan, kötü bir kararın, hiç karar vermemekten daha iyi olduğudur.

Hata Yapma Korkusu: Haklı olmaktan sonra, en iyi şey haksız olmaktır; çünkü eninde sonunda bu sonuca varırsınız .Doğruyla yanlış arasında gidip gelirseniz tereddüde düşer hiçbir yere varamazsınız ama kesinlikle yanılıyorsanız doğru düşünmenizi sağlayacak bir olayla karşılaştığınız için kendinizi şanslı saymanız gerekir.

Bir hatanın sonuçlarından korkuyorsanız çekingen biri sayılırsınız. Her kararda risk vardır. Risksiz karar olmaz. İleri görüşlü şirket yönetimi risk alma işini destekler. İş hayatında en büyük kayıplardan biri yenilgi korkusuyla karar vermektir. hiç hata yapmayan kimse değerli ve işe yarar birşey de yapmıyor demektir. Hiçbir hata yapmayan bir işletme ya riski göze almıyordur yada ölüdür. Önemli olan hatalar değil onlardan alınan derslerdir.

Zaman Kullanımı: Karar açısından zamanın yönetimi çok önemlidir. Zaman sınırlaması konulmuş bir iş daima hızlı bitirilir. Zaman sınırlamaları mantıklı ve adil oldukları sürece iyi sonuç verirler.

İşe bitiş süresi koymanın en büyük sorunlarından biride gerçekçi olmayan zaman tahminleridir.

Turhal Temizer

Cumartesi, Mart 23, 2013

Teknoloji Seçimi - Kurumsal Projeler (SAP, Microsoft, vd…)

Merhaba,

 

Bir önceki yazıda firmaların uygulama seçiminde dikkat ettiği kararları ve organizasyonel yapılanma hakkında kısa kısa bilgiler vermeye çalışmıştık. Bu yazıda ise kalıcı projelerin oluşturulması ve stratejik kararların verilmesi anında yaşanan süreçleri irdeleyeceğiz.

 

BT insanlarının kariyerlerinin en başlarında yaşadıkları bir ironi vardır. Hangi uygulama geliştirme platformunu kullanmalıyım? Sen Java ‘cısın ben .Net ‘çiyim, o Delphi ‘ci. Bunlardan hangisi daha iyi. Hangisinde kendimi geliştirmeliyim. Yoksa ben uygulama geliştiremiyor muyum? Peki analist mi olmalıyım? Yoksa veri tabanı yöneticisi mi? Bu sorular sürekli geldi geçti başımızdan… Öncelikle dikkat etmemiz gereken konu hepsinin en sonunda aynı noktaya ve aynı amaca hizmet ettiğini görmek. Bir sonraki süreçte ise proje, yaşam ve stratejilere bağlı olarak farklı teknolojiler ve farklı firmaların ürünlerini kullanmamız gerekebilir. Eğer fanatik bir teknoloji sever iseniz içinizde yanan ateşi söndürerek işinizi yapmaya bakın.

İçten yanan ateşe en güzel örneği kendimden verebilirim. Sektöre başladığımdan beri elimden geldiğinde en yeni teknolojiyi geliştirmiş / geliştirtmiş olduğum projeler tercih etmeye çalıştım. Ancak elimden geldiğince dememin bir sebebi var. Kendim için gariptir ki dahil oldğum projelerin neredeyse tamamı .Net 1.0 ‘da ya da asp ‘de hazırlanmış olan projelerin yeni teknolojiye (.Net 2.0 ne kadar yeniyse artık… ( Daha yeni teknolojilerede geçiyoruz bu arada. ) Smile ) taşıma ve sürdürebilirlik projeleri oldu. Burada bir projeyi .Net 3.5 ya da .Net 4.0 var iken .Net 2.0 yapacaksın demeleri en başlarda içsel bir huzursuzluğa yol açsa da zamanla kurumsal kimliklerden kaynaklı olarak böyle stratejiler yapıldığı gözlemlenebiliyor. Farklı firmalarda da buna benzer konular yaşandıkça artık insan alışıyor ve uyum sağlayarak iyi en iyi şekilde yapmaya çalışıyor.

 

Herhangi bir firmanın proje grubunda yer aldığınızda öncelikli olarak göreceğimiz ilk proje CRM uygulaması olacaktır. Ayrıca sürekli olarak bu uygulamayı geliştirmenin ve iyileştirmenin çabaları ve organizasyonel yapılandırmaları yapılır. Genellikle CRM uygulamaları Mıcrosoft .Net Framework üzerinde web ya da desktop application olarak hazırlanmış projelerdir. Eğer ki Desktop application ise Citrix üzerinde çalıştırmanın yollarına ya da web uygulaması ile yeniden yapılandırılması amaçlanır. Bu iki adımda gerçekleşti ise günümüzde sağlamış olduğu standartlık ve stabilizasyonu sebebi ile uygulamayı SAP üzerine taşımak adımı yaşanmaya başlıyor. Eğer ki Intranet uygulamaları var ise bu uygulamalarda Sharepoint server üzerinde tasarlanmaya çalışıyor.

 

Olayın bir de çok farklı bir boyutu var. Neredeyse Microsoft ile anlaşması olan firmaların büyük çoğunluğunda Sharepoint server kurulu ve döküman yönetim sistemi olarak kullanıldığı gözlemlenir. Ancak crawl kurgulanmadığı için arama kriterlerinden öte sadece saklama alanı olarak kullanılır. Zamanla bu uygulamaların daha efektif kullanılması için planlama yapılır ve geliştirilir.

 

Uygulamaların geliştirilmesi ve sürdürülebilmesi için kararlar alınmalıdır ve gerçekleştirilebilmelidir.

 

Günümğz polüler seçimlerini dikkat aldığımızda

  • CRM uygulamaları için Dynamics CRM ve SAP kullanımı
  • Portal ve Intranet uygulamalarında Sharepoint kullanımı
  • Web uygulamalarında MVC Framework ‘I kullanma
  • Desktop application için WPF ve XAML form kullanımı
  • Azure servislerinin kullanımı
  • Santral sistemlerinde Avaya kullanımı
  • ve tabiki sosyal medyanın yüksek olan ve yükselme potansiyeli daha fazla olan gücü
    şeklinde sırayabiliriz.
Tekrardan görüşmek üzere…

Pazartesi, Mayıs 10, 2010

Son Kullanıcı Deneyimi için Tasarım Süreçleri - UX Design Process

Proje geliştirme süreçleri ile bu projeleri kullanacak olan son kullanıcıları göz önüne aldığımızda projelerden beklentiler gittikçe artmaktadır. Gerek işlevsellik gerekse fonksiyonellikte artış aranırken bir yanda da yeni çıkan teknolojiler ile birlikte artık oluşturulan projelerde tasarıma da oldukça fazla öncelik tanınmaya başlamıştır. Son 2-3 yıla kadar son kullanıcı deneyimini uzan süreç geliştirme ve entegrasyon süreçlerinden ötürü geri planda bırakırken artık tasarımsal öğelerin uygulamalara uyarlanabilmesi kolaylığı sayesinde istekler içerisine girmiştir. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, boş bir windows form oluşturup içerisine standart bir button eklendiğimizde Windows Vista öncesi işletim sistemlerinde çok basit bir görünüm ile karşımıza çıkmaktadı. Ancak bu basit görünümün sebebi windows 'un kullanmış olduğumu temadan kaynaklandığını son kullanıcılara açıklamak oldukça zor bir durumdu. Aynı uygulamayı Windows Vista ya da sonrası bir işletim sisteminde çalıştırdığımızda ise o basit, standart button 'un ne kadar görsel bir görünüme kavuştuğunu görürüz. Ya da eskiden tasarımcılar tarafından hazırlanmış olan görsel öğeleri uygulamalara entegre etmeye çalıştığımızda tasarlanan ile sunulan arasında bariz farkların oluşması proje açısısında oldukça olumsuz bir izlenim bırakıyordu.

Son kullanıcı deneyimlerini en üst seviyeye çıkartmanın yollarından biri de 3. parti yazılım firmalarının hazırlamış olduğu bileşenleri kullanarak tasarımsal zenginliğin sağlanması mümkün. Ancak bu tür yazılım firmalarının bileşenlerini kullanmanın da bariz bir sıkıntısı bulunmaktadır. PERFORMANS. Evet tasarımsal öğelere öncelik vermek istediğimizde performans konusunda bariz kayıplar yaşamamıza neden olabiliyor. Bu durumda da karşımıza seçmemiz gereken iki seçenek sunuluyor. Ya tasarımını benzersiz bir güzelleğe taşıyacağız ya da uygulamanın performanslı bir şekilde çalışmasına olanak tanıyacağız. İşte artık bizler için önemli olan bu iki seçenekten birini seçmek yerine ikisini de kullanıcılara sunabilmektir.

Kullanıcı Deneyimi için Temel Başarı Faktörü Nedir?

Biraz önce de açıkladığımız üzere daha önceden uygulamalar için cin ali gibi tasarımı ile olsun ama herşeyi yapsın yaklaşımı içinde yaklaşılırdı (Yazılımcılar bu yaklaşımı besler. Bu düşüncelerini etrafta istenene benzer örnekleri olmadığı için de son kullanıcı olan müşterilerine kabul ettirebilirlerdi.). Ancak artık müşteriler için projelerde fonksiyonellik başarı için yeterli bir etken olarak görülmemeye başladı. Artık başarılı bir projenin ön şartı her uygulamanın basit yapabildiği bir işlemi olağan üstü birşeymiş gibi gösterebilmek olarak algılanmaktadır. Eskiden bu imajı uygulamayı satan satış temsilcileri sağlar ve satış işlemi tamamlandığında bir butona basar ve o işlemi yapardınız biterdi. Ama dikkat edilmeyen bir nokta var. Müşteri için önemli olanı tekrardan anlatmak gerekirse, bir butona basıp onun bir mi yoksa iki mi saniyede mi olduğu ile ilgilenmek yerine ben bu butona bastığımda ekranda bana farklı birşey gösteriyor mu diye beklenti içerisine giriyor. İşte bu nokta da projeler üzerinde yapılacak olan makyajlar devreye giriyor. Yine butona basma örneğini ön plana alırsak veri transferi esnasında işlem yapılıyor yazmak yerine iki tane kamyon ekran üzerinde hareket ederse bu son kullanıcıyı oldukça fazla etkileyen, şaşırtan ve büyüleyen bir ekten olarak ortaya çıkması olacaktır. Başka bir basit örneği daha incelemek gerekirse, Windows 'un fare ikonlarından klasik kum saati görünümü yerine dönen bir halka ya da bayan Windows kullanıcılarının en çok hoşuna giden yürüyen bir dinozor görünümü insanların ya da son kullanıcıların beklerken sıkılmalarını önlerken hoşta bir görüntü sunuyor olacaktır. mak90_1

Kısaca özetlemek gerekirse son kullanıcıların deneyimleri için yapılacak en iyi işlem projelerin fonksiyonellik özelliklerine verilen önem kadar tasarımsal özelliklerine öncelik vermektir.

Bugüne kadar son kullanıcıların tasarımsal ihtiyaçlarını karşılamaktan bahsederken sürekli olarak bu işlemi çok basit bir şekilde Windows ortamında WPF, web ortamında ise XBAP ve Silverlight yardımı ile yapabileceğimizi açıklamaya çalıştık. Bu uygulamalarda tasarım işlemlerini bu kadar basit yapılabilmesini sağlayan faktörlere göz atıyor olalım.

Tasarımcı için Araçlar

Tasarımcılar hazırlamış oldukları grafikleri kendi kullanmış oldukları uygulamalar yardımı ile hazırlamaktadır. Ancak bu uygulamalar Visual Studio ile tam uyum içerisinde çalışmamakta ve yukarıda bahsetmiş olduğumuz sorun, eksiklik v.b. gibi durumlar ile yazılımcıları tabikii de projeyi karşı karşıya bırakmaktadır. Bu sebepte hazırlanmış olan grafiklerin Visual Studio 'da sorunsuzca kullanılması için güzel bir ürün grubu hazırlandı ve tasarımcıların kullanımına sunulmuştur. Bu ürün Expression Studio ailesidir.

mak90_2
Microsoft Expression Studio ürün ailesinin içerisinde yer alan araçlar yukarıdaki gibidir. Bu araçları kısaca açıklamak gerekirse,

Expression Blend: WPF ve Silverlight için grafik ve animasyon tasarımlarının Visual Studio ile uyumlu olarak tasarlanabildiği araçtır. Bu araç sayesinde tasarımcı ile geliştirici arasında köprü kurularak daha etkileşimli bir şekilde çalışmaları sağlanır.

Expression Design: Adobe ürünlerinde olduğu gibi vektorel ve Illustrator grafik tasarımlarının yapıldığı araçtır. *.psd dosyalarını düzenleme özelliği ile tasarımcıların işlerini kolaylaştırmaktadır. Ayrıca WPF ve Silverlight uygulamaların da XAML kullanıldığı için bu ürün yapılmış olan tasarımları XAML çıktı verir ve yazılımcıların işlerini kolaylaştırır.

Expression Media: Medya dosyalarını zenginleştirilmiş içerik ile desteklemek ve Silverlight için Streaming optimizasyonunu sağlar.

Expression Web: HTML, CSS, JavaScript ve Asp.Net bileşenlerini kolayca düzenleyebileceğimiz web editörüdür. Ayrıca PHP ve ASP desteği de vardır.

Expression Studio ailesi ürün gruplarının tümü ile birlikte oldukça güçlü bir paket halini almakta ve geliştirici tasarımcı arasında ki ilişkiyi geliştirmektedir. Ayrıca geliştiricilerin Visual Studio üzerinde geliştirmiş oldukları WPF ya da Silverlight projelerini tasarımcılar Expression Blend yardımı ile düzenleyebirler. Ayrıca bu düzenleme olanağının tam tersi de mümkündür.

mak90_3

Kısaca toparlamak gerekirse, son kullanıcıya tasarım olanaklarını kolayca sunabilmek için Expression Studio ailesine gereksinim vardır.

WPF Projesi Geliştirmenin İş Akışı

WPF projesi geliştirmek analistlerden, geliştiricilere, tasarımcılara, testçilere çok daha fazla dikkat gerektiren bir süreç sunmaktadır. İstenen son kullanıcı deneyimini çok iyi anlamak ve ihtiyaçları çok doğru olarak tespit etmiş olmak gerekmektedir. Proje geliştirme sürecini en basit ve iyi şekilde anlatan süreç aşağıdaki şemada görülebilir.

mak90_4
WPF projesini geliştirmek için gerekli iş süreci bu şekildedir. Şimdi adım adım neler yapmaları gerektiğine göz atalım.

1. Elicit Requirements (Gereksinim Analizi - İster Gereksinimleri)

Yazılım projelerini geliştirirken en önemli faktörlerin başında ne gibi istekler ve bu isteklere karşın ne gibi kaynakların harcanacağını tespit etmek gelir. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek için müşteriler ile detaylı ve akıllarında yer alan bütün istekleri söyletecek kadar konuşturmak ve bilgi toplamak gerekmektedir. Bütün ihtimallerin, durumların ve senaryoların belirlenmesi ile bu süreç işini tamamlayacaktır.

2. UI Prototype (Doğrulanabilir Prototifler Oluşturmak)

Protofif oluşturmak yazılım geliştiriciler, mühendisler ve tasarımcılar arasında daha etkili fikir paylaşımını arttırması sebebiyle daha çok tercih edilmektedir. Çünkü hayallerde olan bir tasarının gerçeğe dönüşmeye başlaması ile (herhangi bir çizim bile olabilir) çok daha etkili çözümlerin ortaya çıkabileceği ve son kullanıcı deneyimi açısından çok etkili çözümler bulunabilir. Prototif hazırlamanın bir kaç yolu vardır. Şimdi bunları inceliyor olalım;

    •Yazılı Dökümanlar: Oluşturulan her projenin adımlarını ve isterlerini barından yazılı bir dökümanı olması oldukça çok önemlidir. Herhangi bir araç ve alt yapı gereksinimi bulundurmaz. Sadece bir kağıt ve kalem yardımı ile aklınıza gelenleri o an yazarak daha sonrasında detaylı bir şekilde değerlendirebilmenize olanak tanıyabilir.

    •Tasarılaştırmak: Visio, Powerpoint gibi uygulamalar ile akış ve gelişim süreçlerinin tasarlanması. Visio ile oluşabilecek kullanıcı ekranlarının tasarımlarının temel anlamda hazırlanabilmesi.

    •Expression Blend 3 - Sketch Flow: WPF ile hazırlanan uygulamaların hangi adımlarından sonra nereye gideceğini ya da ne işlemler yapabileceğine açıklamak açısından kullanılması gerekmektedir.

    •Görülebilir Prototif: Sahte veriler yardımı ile gerçek uygulama üzerinde test yapmak ve sunumlarını gerçekleştirmek olarak görebiliriz.

Prototiflerin oluşturulması test süreçlerinin daha etkili yapılması ve gelecekte oluşabilecek olan sorunların tespit edilmesi ve hazırlanan uygulamaların daha stabil kullanılabilmesi açısından oldukça önem taşımaktadır.

    •İşleyişi: Prototifin oluşturulması ve gerekli dökümanların hazırlanabilmesi için öncelikli olarak bu süreçleri takip edebilecek bir ekip oluşturulmalı ve bir kişi ekibin liderliğini üstlenmelidir. Ayrıca test yapacak olan çalışan topluluğu lider tarafından hazırlanan test dökümanlarına göre hareket etmeli ve yapılan testler sonucunda oluşan gelişimleri yine bu dökümana ekleyerek tekrardan test liderine gönderir. Bu süreç test başarılı bir şekilde tamamlanana kadar devam edecektir.

3. İş Süreçlerinin Hazırlanması ve İşin Çalışanlara Dağıtılması

4. Grafik Tasarımı

Uygulama içerisinde yoğun olarak kullanılacak olan grafiksel öğelerin hazırlanması esnasında geçen süreçtir.

5. Test Yazılımı

ROLLER

Hepinizin tahmin edeceği üzere bir projede çalışan çalışanların üzerine atanan roller vardır. WPF ya da Silverlight ile son kullanıcı deneyimini maksimize edecek projeler hazırlarken de proje içerisinde çalışanların rol tanımları önceden belirlenmiş ve kesinleştirilmesi gerekmetkedir. Şimdi bu rollerden ve görevlerinden kısaca bahsediyor olalım.

    •Uygulama Geliştici & Mühendisi:
Bu ünvana sahip olan çalışanlar veri modellerinin, işlevselliğin ve temel tasarım üzerinde uygulamanın yapması gereken işlevleri yapabilmesine olanak tanıyan süreci tamamlamaktadır.
    •Grafik Tasarımcı: Analistlerin son kullanıcılar ile yapmış oldukları toplantılar sonrasında tespit edilmiş isteklerini karşılayacak olan görsel öğeleri tasarlayacak olan kişidir. 3B, 2D, Animasyonlar ve diğer bütün grafiksel işlemleri uygulama da kullanılması için tasarlar.
    •Etkileşim Tasarımcısı: Grafik tasarımcısı tarafından hazırlanan tasarımları uygulama içerisinde nerelerde kullanılabileceğine karar veren ve bu kararlarını Visio v.b. uygumalar ile dökümante eder.
    Entegrasyon Uzmanı & Mühendisi: İlk olarak söylememiz gereken sektörde çok zor bulunan biz uzmanlık alanıdır. Bu ünvan ile çalışan kişiler geliştiricinin ve tasarımcının hazırlamış olduğu parçaları birleştirerek uygulamanın geliştirme sürecinin tamamlanmasını sağlamaktadır.

Son kullanıcı deneyimini arttırmak için yapılması ve dikkat edilmesi gerekenleri, çalışanların ne tür vasıflarda olması ve neler yapması gerektiğini açıklamaya çalıştık. Ayrıca tasarımcı ile geliştiricinin birlikte rahatça çalışılması için gerekli olan araçların neler olduğundan da bahsederek genel hatları ile proje geliştirme sürecini tanımlamış olduk.
Ayrıca son kullanıcı tasarım süreçlerini akış şeması üzerinde incelemek isterseniz burada yer alan PDF dosyasından yararlanabilirsiniz.

Sonuç olarak bu yazımızda en temel hatları ile WPF ya da Silverlight teknolojilerinden yararlanarak son kullanıcıların deneyimlerini arttıracak uygulamaları nasıl geliştirebileceğimizi anlatmaya çalıştık.

Umarım sizler için yararlı olabilmiştir.

Turhal Temizer

info@turhaltemizer.com

Cuma, Ekim 30, 2009

Performansınızı artırmanın yolları

Maaşınız ve terfiniz performansınıza göre düzenleniyor. Peki siz performansınızı nasıl düzenleyeceğinizi biliyor musunuz? 
Bir kişinin bir işteki verim gücü demek olan performans, günümüz şirketlerinin çalışanlarla ilgili hem en büyük ‘challenge’ı hem de en büyük kabusu haline gelmiş durumda. Bugünün iş dünyasında çalışanların performansını yüksek tutan bir şirket, aynı zamanda iyi yönetilen bir şirket demek. Çünkü ancak bunu başarabilen şirketler, rekabette öne çıkabiliyor ve maliyetleri aşağı çekebiliyor.
Hepimiz kişisel nedenlerle ya da bizim dışımızdaki koşullar nedeniyle performansımızda zaman zaman düşüşler yaşarız. Her zaman büyük bir süratle ve sonuca odaklı şekilde tamamladığımız işleri eskisi gibi yapamaz hale geliriz. Ancak nedenleri ne olursa olsun kişinin kendi performans grafiğini yönetebilmesi mümkün.
Uzmanlara göre verimliliğinizin düştüğünü belirlediğiniz dönemlerde uygulamaya başladığınız reçetelerle süreci tersine çevirebilirsiniz.
Ancak en başta performansınızın düşüşüne neden olan sorunların temeline inmeniz ve öncelikli hedefinizin ne olduğunu belirlemeniz gerekiyor. Tavsiye edilen şekilde fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal bakımınızı yapmanın yanı sıra orta ve uzun vadeli hedeflerinizi yeniden gözden geçirmek sizi yeniden iş hayatına döndürebilir.

Uzmanlar bir kişinin performans seyrindeki değişiklikleri iki türlü etkene bağlıyor: 
• Çalışan kişinin kendisiyle ilgili durumları içeren iç etkenler.
• Çalışma koşullarının ve şirket içi organizasyonun kişi üzerindeki etkilerini içeren dış etkenler...

VERİMLİ BİR İŞ HAYATI İÇİN İZLENECEK YOLLAR 
Verimli çalışmak fazla mesai yapmakla karıştırılmamalı. Tam tersi daha az, keyifli ve tatmin edici çalışabilmelisiniz. Verimli olmak ise bir dizi unsurun zincirleme olarak uygulanması ile gerçekleşir:
• Amaç ve hedefler saptanmalı ve özümsenmeli: Kurumun varmak istediği noktayı ve kısa dönemli hedeflerini net olarak saptamış ve çalışanların da bunları anlamış olması gerekir.
• Sistem ve prosedürler oturtulmalı: Aşırı kuralcılığa kaçılmamalı. Sistem adil olmalı. Kişilerin yetenek ve becerilerini göstermelerine olanak sağlanmalı. Kariyer olanakları kişilerle birlikte düşünülmeli.
• Doğru insanlar doğru işlerde çalışmalı: Her işe en uygun insanlar seçilmeli. Birçok insan yanlış işte olduğu için verimlerinin düşük olduğunun farkına dahi varamıyorlar. Katıra derbi koşturamazsınız.
• Doğru ve yeterli eğitim ve motivasyon sağlanmalı: Bu konuda eksiklerimiz çok. Motivasyon maddi ve manevi düşünülmeli.
• Yönetim ve koordinasyon iyi olmalı: Yöneticiler çalışanlarının başarıları için çalıştıkları takdirde başarılı olacaklarını anlamalı. Yeterli geri besleme sürekli sağlanmalı, dolayısıyla çalışanlar neyi iyi yaptıklarını ve neyi daha iyi yapabileceklerini pozitif bir feedback sistemi içinde sürekli bilir olmalılar. Doğrular yanlışlardan daha çok görülmeli.
• Böyle bir organizasyona iyi bir liderli gerekir: Çalışanlarda güven uyandıran ve aidiyet hissini pekiştiren bir liderlik yukarıda sayılan unsurların yerinde ve zamanında uygulanmasını, hedeflere varılmasını ve tüm organizasyonun başarı hissini tatmasını sağlar.
VERİMLİ ÇALIŞMANIZI SAĞLAYACAK 14 SORU
Verimlilik işveren ve çalışanın etkileşiminin sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Sonucu irdelerken öncelikle verimliliğin değişkenlerine bakmak gerekir. Verimlilikten bahsedebilmek için öncelikle kişisel hedeflerimizin belirgin ve net olması gereklidir. Bu hedefe ulaşırken de kişisel farkındalığımızı yaratmamız için aşağıdaki sorulara cevaplar aramamız, zihnimizde yeni pencereler açacaktır.
• Ana hedefim ne ve buna ulaşırken ara hedeflerim neler?
• Bununla ilgili bir eylem ve zaman planım var mı?
• Verimliliğim yaptığım işe göre farklılık gösteriyor mu?
• Hangi durumlarda verimliliğim yüksek/düşük?
• Verimliliğimi düşüren/yükselten etkenlerin ne kadarı bana ne kadarı dış etkenlere bağlı?
• Kişisel değerlerim neler ve bunun ne kadarını iş yerimde bulabiliyorum?
• Görevlerimi başarmakla ilgili kişisel inancım ne durumda?
• Görevlerim için gerekli yetkinliklerim yeterli düzeyde mi?
• Bütün kaynaklarımı kullanıyor muyum?
• Güçlü ve gelişmeye açık yönlerim neler? Bunlar için ne yapıyorum?
• İşleri erteleme eğilimim var mı? Varsa ne tip işleri?
• Yeterince etkin geribildirim alabiliyor muyum?
• Ne kadar çözümü ben üretiyorum, ne kadar çözümü karşımdan bekliyorum?
• Tepkisel davranışlarım neler? Tepkim yerine çözüme odaklansam hayatım nasıl değişir?
YÖNETİM SORUNLARI ÇALIŞANI ETKİLİYOR…
Çalışanlar, tarafından ücretlerin düşüklüğü en sık gösterilen ayrılma sebebi olarak karşımıza çıkmakla birlikte, araştırmalar işten ayrılmaların %75’inin yönetim sıkıntılarından kaynaklandığını göstermektedir.
İki ünlü araştırmacı, McClelland ve Franz’ın yaptığı çalışma, motivasyonları yüksek kişilerin finansal performanslarının da yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Ancak gelir yüksekliğinin uzun vadeli motivasyonu sağladığını ne yazık ki söyleyememektedirler.  Dolayısıyla işveren tarafında da yapılması gereken işler var.  Her çalışanımızın farklı güdüleri ve beklentileri olduğu ve standart yaklaşımların istediğimiz etkinlikte sonuç vermediğini de düşünürsek, performans koçluğu modelinin uygulanması en etkin insan kaynağı geliştirme yöntemlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendini daha iyi tanıyan, tepkilerini yöneten, gelişimlerini hızlandıran kişiler iş yerinde karşılaştıkları problemleri kolaylıkla çözmekte ve daha yüksek bir performans gösterirler.